Dünya Beyin Günü Basın Bülteni

22.07.2020
Türk Nöroloji Derneği  22 Temmuz Dünya Beyin Günü Basın Bülteni
 
Türk Nöroloji Derneği, beyinle ilgili hastalıklardan korunmak ve beyin sağlığının önemine dikkat çekmek amacıyla ilan edilen Dünya Beyin Günü’nde nörolojik hastalıkların tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 12’sini oluşturduğunu hatırlatıyor ve bu hastalıkların önemli bir kısmının önlenebilir olduğu vurguluyor.
Dünya Beyin Gününün bu yılki konusu “Parkinson Hastalığı” 
Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk tarafından yapılan açıklamada “Parkinson hastalığı başta olmak üzere, tüm hareket bozuklukları güncel nöroloji pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığından sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalıktır. ünyada 7 milyon kişi Parkinson hastalığı ile yaşamakta ve hastalığın getirdiği zorluk ve kısıtlamalarla mücadele etmektedir. Bu mücadelede hasta ve hasta yakınlarımızın yanında olmak zorundayız. Bugün için ülkemizde 150 bin civarında Parkinson hastası olduğunu tahmin etmekteyiz. Türkiye’nin hızla yaşlanan toplumlar arasında olması nedeniyle önümüzdeki yıllarda Parkinson hastalığı ile daha çok uğraşmak zorunda kalacağımızı biliyoruz” sözleri kaydedildi.
 
Türk Nöroloji Derneği Hareket Bozuklukları Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Raif Çakmur, Parkinson hastalığında en önemli sebebin dopamin eksikliği olduğunu vurguladı ve Parkinson hastalığının tedavisi ile ilgili gelişmeler hakkında bilgi verdi. 
Parkinson hastalığı, yavaş ilerleyici beyin hücrelerinde kayıp ile seyreden bir beyin hastalığıdır. Bu tür hücre kaybı ile giden, sinsi başlayan ve yavaş seyreden hastalıklara nörodejeneratif hastalıklar denilmektedir. Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığından sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalıktır.
 
Parkinson hastalığın asıl belirtileri hareket ile ilgili (motor) belirtiler olsa da son yıllarda hastalığın hareket etkilenmesinden önce koku alma sorunu, kabızlık, depresyon, uyku problemleri ve ağrı gibi sorunlarla başlayabildiği saptanmıştır. Parkinsonizmin temel görüntüsü hareketlerde yavaşlama ve hareket miktarının azalmasıdır. Titreme, Parkinson hastalarının yaklaşık olarak %50 ile %75 kadarında başlangıç bulgusudur. Ancak hastaların %25-30 kadarında titreme hiç görülmeyebilir.
 
“PARKİNSON HASTALIĞI BİR PANDEMİNİN TÜM ÖZELLİKLERİNİ GÖSTERMEKTEDİR”
Parkinson hastalığının gelişimi için en önemli risk faktörü, yaşlanma olarak tanımlanmıştır. Toplumlar yaşlandıkça Parkinson hastalığı gibi hastalıkların görülme sıklığı da artış göstermektedir. Ancak son yıllarda Parkinson hastalığı sıklığı beklenenden daha hızlı artıyor gibi görünmektedir. Bir grup araştırmacıya göre “PARKİNSON HASTALIĞI BİR PANDEMİNİN TÜM ÖZELLİKLERİNİ GÖSTERMEKTEDİR” Daha Covid-19 pandemisi öncesinde bu yazarlar Parkinson hastalığı için artış rakamlarına bakarak enfeksiyöz olmayan bir pandemiden söz ettiler.
 
Aslında yaşlanmanın etkisi istatistiksel olarak düzeltildiğinde Alzheimer Hastalığı sıklığının stabil kaldığı, hatta tedavilerdeki başarı sayesinde inme gibi bazı nörolojik hastalıkların sıklığının da azaldığı söylenebilir. Bu nedenle sıklığı yaşlanma etkisinin ötesinde giderek artan tek hastalık Parkinson hastalığı gibi görünmektedir.
 
Bu durumun en önemli nedenleri arasında çevresel toksinlere maruziyeti sayılmaktadır. PARAQUAT gibi yaygın kullanılan bazı tarım ilaçlarının ve metal endüstrisinde yaygın kullanılan TRİKLOROETİLEN (TCE) gibi kimyasal maddelerin toksik etkilerinin Parkinson hastalığı riskini arttırdığını biliyoruz.
 
2040 yılına kadar Parkinson hastalarının sayısı 17-18 milyona ulaşacak
 
Dünyada 2040 yılına kadar Parkinson hastalarının sayısının nerdeyse 17-18 milyona ulaşacağını düşünmek korkutucudur. Parkinson hastalığının görülme oranındaki artış aslında aciliyet göstermektedir.
 
Parkinson hastalığının şu andaki tedavileri semptomlara yönelik tedavilerdir. Bu konuda çok etkili farmakolojik ajanlarımız mevcut. Parkinson hastalığı bu konuda diğer nörodejeneratif hastalıklara öncülük yaptığı gibi halen onlara göre daha başarılı tedavi edilebilir olma avantajını koruyor. Hem kullanılan ajanların çeşitliliği artıyor, hem de bunlara alternatif olarak cerrahi yöntemler de bu hastalıkta uygulanabiliyor. Ancak yine de Parkinson hastalığını engelleyecek ya da durduracak tedavi yöntemleri henüz geliştirilemedi. Bu nedenle çevresel toksinlerle bu hastalığın sıklığının artışını ve insanların bunlar gibi toksinlere maruz kalmalarını engellemeliyiz.